9 Eylül 2024 Pazartesi

Dönemsel Krizler

İlk olarak selamlar, bugün sizlerle bir sonun başlangıcından konuşuyorum. Çoğumuzun yaşadığı o geçiş dönemi krizinden: Üniversite Mezuniyeti. Üniversiteyi yurtdışında okuyan insanlar bilir aslında anlatıldığı gibi o kadarda kolay olmadığını. Tabii ki çokça eğlence ve yenilikler var lakin bunun yanında baş etmen gereken sorunlar da var. Bunların hepsi yaşadığın sürece atlatabileceğin (hele olduğun yerde mutluysan) şeyler. Yeni bir yere alışmak benim için çok zor değildi. Çünkü hep hayal ettiğim bir şeydi büyük bir değişiklik. Olduğum yerden mutlu olmamak değildi mesele, kendimi tanımaktır. Ne kadar desekte birey olarak kendini öğrenmek bir türk ailesinde hiç kolay değil. Ben olacağım bir yer olacaktı Üniversite ki öyle de oldu. Sonra bir anda bitti. Artık o alıştığın, sevdiğin içinde ızdıraplar çeksen dahi kendini yarattığın o yer aniden yabancılaşmak zorundadır sana. En azından benim açımdan öyleydi. Bu yaşıma kadar, yaşım küçük gerçi ama, hiç eskiden olduğum yerlere ve zamanlara geri dönmek istemezdim. Hep geleceğin bana getireceklerini düşünürdüm. Mezuniyet günü herkes mutlu bir şekilde dururken o sıralarda ben hiç bir şey hissedemiyordum. Yeni bir ülkede yeni bir hayat kurmuştum kendime ama artık o hayat bitti ve bir nevi eskiye hiç değişmeyen bir geleceğe dönecek gibi hissetmekten kendimi geri alamıyorum. Bilinmezliklerle dolu heyecan verici bir yere değilde, acımasızlıklar ve umutsuzluğun içinde yüzeceğim her gün aynı yemeği yediğim bir geleceğe adım attım sanki. Bunun nesi güzel? Bize öğretilen her kelimenin yalan olduğu bir dünyaya adım atmak gibi değil mi okur? Dürüstlüğün önemini vurgulayan büyüklerin yalan söylemesi gibi. Acıtıyor. 
İnsan ilişkileri de cabası. Çoğu insan küçüklüğünü özler, bunun nedeni orada mutlu olmaları değil bence. Orada kendileri gibi olmalarından kaynaklı bir durum bu. Bir cümle kurduysan bunun altında yatan bir neden yoktur. Kelimelerinle ve hareketlerinle kendini olduğun gibi gösterebiliyordun. Büyüdükçe her şeyin bir anlamı olmaya başladı. Birine "Nasılsın?" derken bile bin kere düşünmen gerekiyor artık. Kelimedeki vurguyu yanlış yere koyarsan senin niyetini yanlış anlarlar çünkü. Herkes karşısındaki kişiyi kendi bakış açısıyla yuvarlar. Hiç birimiz aynı değilizki, olamayızda ama bu bir birimizden milyonlarca farkımız olduğu anlamına da gelmiyor. Sonuçta hepimiz 46 kromozomluyuz.. Bir birimize olan güvenimizi, kendimizi koruyacağız diye öyle bir kaybetmişiz ki... Sınırlarımın ucu gözükmüyor benim. Artık nerede duvarlarım ben bile göremiyorum. İçinde sıkıştım kaldım. Sonunu göremediğim bir sahranın ortasında samimiyeti su gibi arar oldum. Bu bilinmezlik bir bende mi var. Yalnız mıyım desem yalan olur ama etrafımdakiler benimle mi ondan emin olamıyorum. Güvensizliği en diplerime kadar hissediyorum. Ucunu göremediğim o duvardan içeriye birini nasıl alabilirim ki değil mi? Bunu düzgün bir şekilde nasıl yapabilirim bilmiyorum. Ama küçükken bunları düşünmemize gerek yoktu, işte bu yüzden özlüyoruz o zamanları. Sorgulamaların az olduğu ve kendini daha çok hisettiğin zaman. 
Büyük hediyelerin, büyük sorumlulukları var. Allah bize düşünebilen bir varlık olarak büyük bir hediyeyle yaratmış. Bizimse sorumluluğumuz onu düzgün kullanmak. Bunun için bir kılavuzu da var ama biz insanlar bence bu konuda hiç iyi değiliz sevgili okur. Yaşadığımız dünyaya bakar mısınız? Nerede adalet diye bağırmak isterdim ama adalet bizim elimizde aslında. Sonuçta yaptığımız her hareketi düşünüyoruz. Ama insanlar adaleti kendine göre yorumlayabiliyor. Bunun bir kılavuzu vardı ama hani nerede? Neden kimse kılavuza bakmak istemiyor bunun içine ben dahil. Düşünebilen bir varlık olman herşeyin en iyisini sen biliyorsun demek değildir. O zaman iletişim denilen şey var olmazdı. Sen varsan senin yanında ben, biz, onlar var. 8 milyarın içinde tek yaşaman mümkün değil, çünkü düşüncenin yanında duyguların da var. Ama biliyor musun okur? Ben öyle bir yoruldum ki, tek başıma olmak nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum. Bu bencilliği istemem çok kötü değil mi? Bakar mısın kendi içimde bile çelişen bir düşünenim. Keşke bir düğme olsa da bu uçsuz bucaksız düşünen beynimin sadece 1 saatlik susmasına yardımcı olsa. 
Bugün size bu sene en çok konuşulan filmlerden biri olan Anatomy Of Fall filmini önermek istiyorum. Hayatın aslında kaç tane farklı bakış açısı olduğunu gösteriyordu bir yerde. Gerçekten küçük bir yanlış anlaşılma nelere mal olabilir? Bunu güzel anlatan  bir filmdi bana göre. Ve benim dinlemesini çok sevdiğim bir dil olması nedenli Fransızca olması farklı bir hava kattı kanımca. Gerçek ve temiz duygularla kendinize iyi bakın düşünenler.

5 Şubat 2024 Pazartesi

Koşuşturma

 Çok yazmamışım ama yazdıklarımı okuyorum şu an. Ne kadar telaşlıyım bakar mısınız arkadaşlar? Nereye koşuyorsun kardeşim diyende yok. 

Kafamın içi bu aralar birazcık daha sessiz sanki. Çok kötü bir güz döneminden sonra bahar dönemi ile yine sizlerle olmak mutlu hisettiriyor şu anda.

Yazmak, içimi döküyor olabilmek önemli olan. Bende bunu yapıyorum ara-ara. Burası kimsenin bilmediği sadece benim olan küçük bir kuytu köşe. Sessizce içime daldığım bir deniz. Çok kasırgalı bir günden sonra sanki dün ölmüyormuşuz gibi parlıyor yıldızlar gökyüzeünde. Siyah varsa beyaz da var demeye çalışıyorlar sanki bana.

Hüzün doğuyor içime son zamanlarda en çok. Artık sinirli değilim ya da endişelenmiyorum. Üzgünüm sanki biraz. Gerçi şimdi gelecek kaygısı bastırmadı değil ama boşverelim onu. 19 şubata kadar yok sayıyoruz onu. 

Neyse ne diyorduk, hüzün. Böyle ağlamadan duramadığım bir dönem arkadaşlar. İyiyim aslında ama bir garip yani. Böyle minicik bir çocuk gelip bana selam verse oturur ağlarım. Ama bir tarafdan da mutluyum. İnsan olmak çok yorucu ya. Ne bu? Yaşamaya devam edebilmemiz bile mucizeyken bir de duygularımızla uğraşıyoruz. Biraz böyle sussalar otursalar keşke yerlerine. Bir rahatlasak dimi? 

Bugün sizinle ara ara aklıma gelen ama her izlediğimde içime huzur dolduran bir filmle baş başayız. The Intern. Hayatında yeniden anlam arayan bir adam ve hayatın anlamını bulduğunu sanan bir kadın. O kadar içten ve güzel sahneleri var ki, bence herkes izlemeli. Sizleri seviyorum, sağlıcakla kalın. XO.  


9 Nisan 2023 Pazar

Kendimize ne kadar dürüstüz?

 Sen mi güçlüsün, ben mi? Sen deyince aklınıza biri gelmesin arkadaşlar. İnsanın en büyük savaşı kendiyle derler. Benimki de öyle. İkizler burcuda değilim aslında ama neden böyle acaba? 

Konumuza dönelim. Hepimiz hayatımızda birilerine yalan söylemişizdir. En büyük yalanları da kendimize söylemişizdir. Ben kendime karşı dürüst müyüm? Her şeyden önce bunu bilmem gerekir. Dürüstlük önemli bir erdem. Ama hangimiz o erdeme tam olarak sahibiz? Ben kendime bile yüksek sesle söyleyemediğim duygulara sahipmişim gibi hissediyorum. Bu duygular mı ileri gitmeme izin vermiyor? Günümüzde insanın kendi düşünmeye zamanı bile yok. Hayat gerçekten acımasız bu konuda. Sana asla boşluk tanımıyor. Dünyanın temposu o kadar hızlı ki, siyasetten tut sinemaya kadar. Düşüncelerinde boğulmana zaman tanımıyor. Senin gerçekten şu anda ne hissediyorum diye düşünmene zaman tanımıyor. Robota dönüyormuş gibi hissetmem normal mi? Bazen her şeyin hızla aktığını benimse yetişemediğimi düşünüyorum. Yetiştiğim sandığım anlardaysa duygularım beni eziyor gibi oluyor. Bu tempoya alışamıyorum. Hep bir telaştayım, telaştayız. Peki bu hızda sen mi galipsin, ben mi? Son yazımda da bundan bahsetmiştim. Bu yarış, bu hız nereye kadar devam edecek. Biz bir yarışta mıyız? Noluyo arkadaşlar, NOLUYO? 

Bugün size önerim bir dizi olacak arkadaşlar. Beni her zaman sakinleştiren ve kendimin bile açıklayamadığı o duygu karmaşasına sürükleyen bir dizi. Kıyametin sessizliğine karşı içimi ele alan bir duygu karmaşasıyla sonuna kadar içime işleyen Doom At Your Service. Bir çok kişi için belkide sade ve çok anlam taşımasa da benim herkese her zaman önereceğim bir dizi. Hayatta hala başa çıkamadığınız ve bir karmaşa içinde olduğunuz anlarınız varsa bu diziyi izlemenizi mutlaka öneririm.

1 Şubat 2023 Çarşamba

Hayat Bir Yarış mıdır?

Stabil olmak nedir bilir misiniz? Hayatımın en düz ama bir o kadar da kararsız dönemine doğru gidiyorum. Üniversite son sınıf olmama sadece 6 ay var.... Her şey şimdilik yolunda. Bende iyiyim ya. Finaller bitti sonunda. Bir rahatladık şükür. Kasımdan beri canımız çıkıyor ders çalıştığımız için. Canım üniversitem sağ olsun. 
Şu an CV hazırlama, ALES ve IELTS gibi sınavlara hazırlanmam gereken bir döneme giriyorum. Yorucu olacak ama değecek sonuna bence. Sonrasını merak edemeden duramıyorum. Artık gerçekten hayata başlıyorum galiba. 17 sene üniversiteye kadar kırmızı ışık, üniversitede sarı ışık, sonrasında yeşil ışık yanıyor. Üniversitede yeşil ışık için hazırlık başlıyor zaten. Bundan sonraki hayatımızda sanki son hız gitmemiz gerek. Bu yarışın bitişinin olmaması korkutucu ama belki de hayatı bir yarış gibi görmem beni daha çok yoruyor. 
Sizler neler yapıyorsunuz? Hayat yolunda mı acaba herkes için? Tökezlemelere rağmen devam edebiliyoruzdur umarım. İyi bir çocuk olursak belki Şirinleri bile görebiliriz :)

Bugün size yolculukla bağlı bir film önereceğim. Çok bir şey söylemeyeceğim. Biraz fantastik, biraz romantik, birazda felsefik olacak. Bence izleyin seveceksiniz.


29 Ağustos 2022 Pazartesi

Bizden parçalar.

Okula başladığımız ilk andan itibaren geleceyi düşünerek  yaşıyoruz. Liseye gireyim tamam, Üniversiteye gireyim tamam, İşe gireyim tamam, bu da olsun tamam o da olsun tamam... Liste uzadıkça uzar. Tatil diye adlandırdığımız günlerde bile sonrasında neler olacağını düşünür çoğumuz. Lise son sınıfken hayatımdaki tek rahat ve tatil adlandıracağım sene benim için liseyi bitirdiğim tatil olacağını düşünürdüm. Üniversiteyi kazanmış olucam, ama başlamamış olucak. İşte bu tam bir tatil olucak diye düşünmüştüm. Ama hem o tatil, hem o sene benim için çok acı geçmişti. Üniversiteyi kazanmışdım ama bunun yeterli olmadığını da görmüşdüm. Hepimiz bu farkındalıkları yaşıyoruz. Böyle stresler hepimize tanıdık. Peki ne zaman o tatil?

Son zamanlarda fazlaca iç geçirdiğimi görüyorum. Nefes almak ne zaman bu kadar zor olmaya başladı? Herkesten gerideyim gibi hissediyorum. Başarı hissini kaybettim galiba. Sorunlardan arınmak istiyorum ama sorun tam olarak ne onu kaybettim. Çoğu zaman ben ne istiyorum diye sorardım kendime. Artık etrafdakiler ne istiyora döndü olay. Yanlış yoldayım ama doğru yol neye diyoruz?

Bu post için size bir anime önermeyi düşündüm. Kendisi beni çok etkileyen bir yapım oldu. Anime filmleri severim. Dizilerini hiç takip edemem diye düşünüyorum ama bana güven olmaz bir kaç gün sonra "Arkadaşlar anime dizilere başladım derim". Neyse uzatmadan anime "Only Yesterday". İzlerken kendimizden bir çok izler bulabileceğimiz ve kendinizi çok güzel hissedeceğiniz bir yapım. Doğruyu söylemem gerekirse çoğu zaman izlediğim animeler bende anlamlandıramadığım bir hiss bırakır. Sanki içim bir güzel ama kafamda izah edemediğim bir şey oluşuyor. Bu animede onlardan biri. Bunu özellikle seçmemin nedeni başrol kadınımızda içsel bir süreçten geçtiği bir dönemde bence. Tabi bakış açısına göre değişebilir. 


9 Ağustos 2022 Salı

Yeni Hayatımın ilk günü

 



Bu benim sizinle paylaştığım ilk yazı olucak. Açıkçası biraz korkuyorum. Çünkü bunun devamlı yapabilir miyim bilmiyorum.Bu blog daha çok kendi hayatımdan olacak. Kendime koyduğum hedeflerden.

Aranızda Julie Powell'ı tanıyan var mı bilmem ama kendisi Julia Child'ın çook büyük bir hayranı. Julie kendisi bir yazar. Bir kitaba başlıyor ama devamını yapamıyor. Hayatında her şeyin yarım kaldığını hissediyor ve bir gün bir blog açıyor.  Julia Child'ın "Mastering the Art of French Cooking" kitabındaki tariflerin 1 sene içinde yapıp bitireceğine dair kendine meydan okuyor. O 1 sene onun hayatını tamamen değişiyor. Blog yazısı hala duruyor hatta bu hikayenin filmi bile var. "Julie & Julia". İzlediğim en iyi filmlerden.


Dönemsel Krizler

İlk olarak selamlar, bugün sizlerle bir sonun başlangıcından konuşuyorum. Çoğumuzun yaşadığı o geçiş dönemi krizinden: Üniversite Mezuniyeti...